Babanın Ölümü-1

07.03.2013
Seyit Ahmet UZUN

Babanın Ölümü 1

Soğuk bir Şubat akşamı, kar uzun yılların inadına ilk defa lapa lapa yağmaktadır. Nizip?in semasındaki karlar ahenkle dans edercesine inmektedir. Arabaların sileceği hızla gidip gelmektedir. Sanki nefesleri kesilecekmişçesine hareket etmektedirler.

Yayalar ise, düşmemek için dikkatle yürümektedir.  Bir genç ise elinde sigara rahat rahat yürümektedir. Gençliğin verdiği dinçliğe güvenerek, soğuğa ve kayganlığa meydan okurcasına ilerlemektedir. Ancak dikkatsizlik ve buzlanma bir araya gelince gencin cevvalliği bir anlam ifade etmez. Biraz sonra kaygan yolda ayağı kayarak düşer.

Genç şaşkın şaşkın etrafına bakar. Kendisine gülen kimse var mı yok mu diye etrafı kolaçan eder. Kimsenin kendisini görmediğini görünce, kendi kendine tebessüm ederek yola devam eder.

Başkasının gülüşü kişiyi acınacak bir hale dönüştürürken, kişinin kendisinin kendisine gülmesi ise bir nevi kendisiyle barışıklıktır. Genç, kendiyle barışık bir ruh haliyle, ama dikkatli adımlarla eve doğru ilerler.

Az sonra delikanlının yanında bir araba durur. ?Hey Hüseyin haydi atla!? Seslenen gencin babasıdır. Ali Bey vergi dairesinde memurdur. Her baba gibi oğluna düşkündür. Ama genç sürekli gereksiz arkadaşlarla gezerek, babasını üzmektedir. Ne kadar nasihat etse ve güzel sözlerle uyarıda bulunsa da yine bildiğini yapmaktadır. Söylenenleri dinlemekle birlikte, yaşamına uyarlamaktan kaçınmaktadır.

İdeali olmayan insanlar, geleceklerini göremezler. Böylesi gençler okumaktan uzaklaşıp sadece bilgisayar, internet, televizyon ve telefon dörtlüsünün esiri olarak günlerini geçirirler. İşte bu gençte onlardan birisidir.

Hüseyin arabaya biner, babasıyla birlikte eve giderler. Anne Fatma Hanım kapıyı açar. ?Hoş geldiniz? diyerek baba oğlu karşılar. Hüseyin içeriye girer girmez hemen bilgisayara yönelir. Fakat bilgisayarın başında kardeşi Hasan vardır. ?Kalk Hasan!? Hasan, abisinin sözüne; ?Daha yeni oturdum? diyerek karşılık verir. Aralarında tartışma çıkar. Anne içeriye girerek bağırır; ?Ne oldu yine ne var? Neye kavga ediyorsunuz?? diye öfkeyle haykırır.

?Öf be anne yine ne bağırıyorsun? Hasan'a kalk dedim kalkmadı.? Diyerek sitemini belirtir Hüseyin. Kardeşlerin tartışmasına karışan annenin bağırtısına, baba Ali Bey de müdahil olur. ?Oğlum ne oluyor burada, niye tartışıyorsunuz. Hani ödevlerinizi tekrar ettiniz mi?? diyerek onları uyarır.

Ev huzur ve sükûnet mekanı olması gerekirken, öfke meydanına dönüyordu. Kimse birbirini anlamaya yanaşmıyordu.

Baba Ali Bey nerede hata yaptığını düşünüyordu. Kendisi, gençliğinde birçok sıkıntı çekmişti. Zor şartlarda okumuştu. Çocuklarının da kendisi gibi sıkıntı çekmesini istemiyordu. Bunun için onları hiçbir işte çalıştırmıyor ve hayatın gerçekleriyle yüzleşmelerine imkân tanımıyordu. Yaptığı yanlışın burada olduğunu görüyordu. Kendisi hayattayken bu sorumluluk bilincini vermesi gerektiğine kanaat getirmişti. Aksi taktirde yaşamın ağır koşulları çocuklarının omuzlarını nakavt edecekti.

Babanın sert yaklaşımıyla çocuklar kavgayı bırakırlar. Bir müddet derslerinin başına otururlar. Aradan yarım saat geçmeden Hüseyin odadan çıkar. Mutfağa geçer. Dolaptan bir şeyler atıştırır. Sonra televizyonun olduğu odaya geçer. Arka Sokaklar dizisini izlemeye başlar. Anne Fatma Hanım; ?Oğlum ne çabuk ödevini bitirdin?? diyerek merakını gidermek ister.

?Ödev yoktu anne, sadece tekrar ettim? der Hüseyin. ?O kadar zayıf ödev olmadığı için mi geldi? Zaten ders çalışmada gözünüz yok sizin. Adam olmazsınız.? ?He anne adam olmayız, biz bir şeye yaramayız. Tamam be anne sus artık!? Hüseyin terbiyesizleşmektedir. Bir anneyle nasıl konuşacağını bilmiyormuş gibi davranır.

Hüseyin?in bu sözlerini duyan baba çileden çıkar. ?Oğlum ben sana ne dedim? Annen yüzde yüz de haksız olsa ona saygısızlık yapmayacaksın demedim mi? Annelere karşı böyle cevap verilmeyeceğini söylemedim mi? Anneye saygısızlık bereketsizliktir. Sana o kadar iyi davrandım. Yine söylediklerimi dikkate almadın. Haydi annen bağırıyor diye ona öyle davranıyorsun, peki benim sözlerimi niye ayaklar altına alıyorsun??

?Yok be baba ne ayaklar altına alması. Ben ne yaptım ki??

?Daha ne yapacaksın oğlum, annene bağır, kardeşini döv, ödevini yapma, televizyonun başından kalkma, daha ne yapacaksın ha söyle! Bak oğlum unutma ibretlik yaşamlardan ders almayanların sonu ibretlik olur. Sen de önünde bir arkadaşın var görüyorsun. İki sene üst üste kaldılar ne oldu? Okulla ilişkileri kesildi. Okul hayatları bitti. Git onlara sor bakalım şimdi ki hallerinden memnunlar mı??

Hüseyin babasının sözleri üzerine odasına gider ve yatar.

Ali Bey öfkeyle oradan ayrılır. Ortada sorun olacak hiçbir şey yoktur. Ancak çocukların sorumsuzlukları anne babayı delirtmektedir. İstenen şey sadece düzenli ders çalışarak geleceklerini okumak üzerine kurmaları ve saygılı birer insan olmalarıdır.

İnançtan uzaklaşan gençliği ayakta tutacak bir değer kalmamaktadır.

Baba abdestini alır, namazını kılar. Ellerini açarak Rabbine dua eder. ?Allah?ım çocuklarımı ahlaki donanıma sahip iyi kullarının arasına al. Ey Mukallibel Kulup (kalplerin tasarrufu kudretinde) Allah?ım! Sen her şeye kadirsin. Ne olur çocuklarımı razı olduğun kullardan eyle!?

O gece sıkıntılı bir şekilde geçer. Baba sabah erkenden kalkar. Sabah namazını kılıp çocuklarını kaldırır. Anne Fatma Hanım ise kahvaltıyı hazırlar. Ama Hüseyin kalkmakta zorlanır. Çabuk olmazsa okula geç kalacaktır. Birkaç defa seslenilmesinden sonra yataktan kalkar. Elini yüzünü yıkayarak sofraya oturur. Bir şeyler atıştırıp bir defterle okula gider. Hasan ise hala yatmaktadır. Onun okuluna daha vardır.

Baba da üstünü giyindikten sonra işe gitmek için evden çıkar. Arabaya bindiğinde hala çocuklarını düşünmektedir. Onlara çalışma azmini, sorumluluk bilincini, ahlaki olgunluğu nasıl vereceğini düşünmektedir. Yavuz Sultan Selim Bulvarı?ının oradaki ışıklarda durur. Yeşilin yanmasını beklemektedir. Sarı ışık yandığında arabayı hareket ettirir. Ama o sırada yandan gelmekte olan transiti görmekte gecikir. Hızla gelen araç Ali Beyin arabasına çarpar. Bir müddet onu sürükler.

S.Ahmet Uzun

Yorum Yaz

Yazarın Diğer Yazıları